Bazen en ufak bir seste irkilir, ortada hiçbir neden yokken omuzlarımıza tonlarca yük binmiş gibi hissederiz. Çoğumuz böyle anlarda zihnimizi susturmaya, "Mantıklı düşün, ortada üzülecek bir şey yok" diyerek kendimizi telkin etmeye çalışırız...
Birine aşık olduğunuzda veya derin bir bağ kurduğunuzda; eski hobilerinizin, arkadaşlarınızın ve hatta kendi fikirlerinizin yavaşça arka plana itildiğini hissettiğiniz oldu mu? Bir gün aynaya bakıp, "Ben ne ara sadece onun sevdiği dizileri izleyen, onun sevdiği yemekleri yiyen biri oldum?" diye sorabilirsiniz.
İlişkilerde "kendini kaybetmek" genellikle bir zayıflık veya iradesizlik olarak etiketlenir...
Sabahın ilk ışıkları odaya sızdığında, insan bazen uyanmaktan çok, yorgun bir rüyaya devam ediyormuş gibi hissediyor. Göğsümüzün tam ortasında, nereden geldiğini çok iyi bildiğimiz ama çoğu zaman adını koymaya korktuğumuz o ağır taşla başlıyoruz güne...
Amigdala, beynimizin derinliklerinde yer alan, korku ve tehdit algısını yöneten badem şeklindeki küçük bir merkezdir...
Bir psikolog olarak size şu sırrı verebilirim: Eşinizle, dostunuzla veya sevgilinizle ettiğiniz o büyük kavgaların sebebi, neredeyse hiçbir zaman o anki konu değildir.
Tezgaha bırakılan bir bardak veya unutulan bir mesaj yüzünden bir anda dünyaları yakarız...
Merhaba! "Anlat Dinliyorum" platformunun kurucusu ve bir psikolog olarak, insan ilişkilerinin o en karmaşık anlarına sık sık tanıklık ediyorum. Hemen hepimizin hayatında şu sahne yaşanmıştır: Bir tartışma koptuğunda taraflardan biri dünyayı yakacak kadar bağırıp çağırırken, diğeri inanılmaz bir sakinlikte kalır (veya buz gibi bir sessizliğe bürünür)...