Hepimiz o anları çok iyi biliriz: Zihnimiz o kadar gürültülüdür ki oturup dinlenmek imkansız hale gelir. Bazen dışarı çıkıp uzun bir yürüyüş yapmak harika bir çözümdür ama ya buna imkanımız yoksa? Belki saat gece yarısı, belki hava çok kötü ya da ofisten/odadan çıkamayacak bir durumdasınız...
Bazen hayatın ağırlığı omuzlarımıza fazla biner ve o an yanımızda bize "Her şey yoluna girecek" diyecek birine ihtiyaç duyarız. Ancak her zaman sevdiklerimizle yan yana olamayabiliyoruz...
Hepimiz zaman zaman zihnimizin içinde kaybolmuş, geçmişin keşkeleri veya geleceğin "acaba"ları arasında sıkışmış hissederiz. Bazen stres o kadar yoğunlaşır ki, nefes almayı bile unuttuğumuzu fark ederiz...
Bir ilişkinin içindesiniz. Her şey yolunda gidiyor...
Hepimiz zaman zaman motive olmakta zorlanıyoruz. Bazen masaya oturup o projeye başlamak dünyanın en zor işi gibi gelirken, bazen de saatlerce sıkılmadan karmaşık bir işin üstesinden gelebiliyoruz...
Psikolojik bir perspektiften baktığımızda, günümüz insanının en büyük yorgunluğu fiziksel değildir. Bizi asıl tüketen şey zihnimizde taşıdığımız, kimsenin görmediği ve çoğu zaman kendimizin bile adını koymakta zorlandığı o "görünmeyen yüklerdir"...